Ana içeriğe atla

BİR HAYAL GERÇEK OLDU

 BİR HAYAL GERÇEK OLDU

Olmaz ya da olmayacak diye bir şey yok. İsteyin. Çok fazla isteyin. Hayal edin. İstediğiniz şeyi olmuş gibi düşleyin. Kapılar bir anda ardına kadar açılmayacak elbette. Zorlayacaksınız. Hatta zorlanacaksınız. Ama o kapı azcık aralanıp süzülen ışığı gördüğünüzde onu takip edin. O sizi hayalinize götürecektir. Hem de başka diğer kapıların kilidini açarak.

'O kadar kolaysa bu söylediklerini sen uygula Handegül' diyebilirsiniz :) 

İnanın olmak istediğim yer için hep bu dediklerimi uyguladım. Ve hayal ettiklerimi yaşadım. Ki hala da yaşıyorum. The Secret kitabını ya da filmini duymuşsunuzdur. Okumanızı ya da izlemenizi tavsiye ederim. Bir nevi bu söylediklerime tercüman olacaktır. Tabi benim isteyerek ve düşleyerek bir şeyleri yapma çabam The Secret'tan da önceydi :) Sizinle kendimden bir örneği paylaşayım:

Mahfi Eğilmez adını duymayanınız var mı? Var diyecek çok az kişidir. Ben 11 yıl önce aşina oldum o isme. Lisansım bitti, iş hayatım başladı. Sonra yüksek lisansla eğitim-öğretim hayatım yeniden devam ediyor derken bir gün o aşina olduğum isim Mahfi Eğilmez'in bir tweetini okudum. 

Gönüllü gazetecilik/yazarlık. Hem çalışıp hem okuyup hem de gönüllü ekonomi yazarlığını yapabilir miyim diye bir an düşündüm. Bir gün yirmi dört saat ve vakit yaratabilirim deyip Mahfi Hocamın adına ve tweetine istinaden başvurumu yaptım. Kabul edildim. Hatta ilk panelde raportör olarak üç arkadaşımla birlikte görev aldım. 

İlk hayalimiz yazacağımız raporun haberinin Dünya Gazetesi'nde yayınlanmasıydı. Ve yayınlandı.

İkinci hayalimiz bu haberi Mahfi Hocamızın görmesi ve kendi hesabında paylaşmasıydı. Bir sabah arkadaşlarımın sevinç dolu mesajlarıyla güzel haberi aldım. Hocamız yazımızı hesabında paylaşmıştı.


İçim içime sığmıyordu. Mahfi Hocama mail attım. Cevap vermese bile okur dedim. Uzun ve teşekkür dolu bir maildi :) Hocam anında cevap verdi. 

Üçüncü hayalimiz de proje olarak tasarladığımız ve hayata geçeceği gün ilk konuğun Mahfi Eğilmez olacağı Gençler Soruyor programıydı. Hocama bu hayalimizden bahsettim. O da 'gerçekleştirelim o zaman Handegül' dedi :) O an yere göğe sığamadım. Ve sonuç:


Yan yana olamasak da hocamla aynı karedeyiz :) Üstelik her şeyini kendimiz organize ettiğimiz programımızda. (Mahfi Hocamın olumlu cevabından sonra bir gün sabah saat 5'e kadar arka planımdaki logoyu ve programın afişini tasarladım. Tabi o saate kadar arkadaşlarımı da uyutmadım.)

Bu anlattıklarım bir iki gün içinde gerçekleşen şeyler değil elbette. Başvurmasaydım, ilk raporda görev almasaydım diğer üç arkadaşımla tanışamazdım. Bu kadar büyük düşünemezdim belki de. Sadece yazarlık eğitimi alan Handegül olarak karalamaya devam edecektim. Ama öyle olmadı. İstedim. İstedik. Hayal ettik. Gerçekleştikçe daha da fazlasını hayal ettik. Ve çok düşünüp daha çok ürettik. 

Gördüğünüz gibi olmaz ya da olmayacak diye bir şey yok. İstediğiniz her şeyi elde edebilecek tek kişi sizsiniz. Yeter ki kendinize inanın. Açılmayan kapıları zorlayın. Aralanacaktır. 

Stefano D'anna'nın da dediği gibi 'Life is as you dream it.' Yani, hayat hayal ettiğin kadardır.


HANDEGÜL AVCI

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurumsal Döngüde Kıvılcımını Kaybetme!

Evet, biliyorum… Beklediğinizi hissettim. Ama iş hayatı, yoğunluk derken satır aralarına saklandım. Şimdi o satırlardan çıkıp yaratıcı bir nefes bırakmaya geldim. Hem kendime hem size. Kurumsal hayat dediğimiz şey; düzen, planlama, prosedür… Ya yaratıcılık? O nerede saklanıyor? İşte bugün size, kendi yolculuğumdan süzülen 7 küçük ama etkili taktik paylaşacağım. Kurumsal hayatta uzun süre çalışınca kendimizi bir döngüye kapılmış hissederiz. Renkler solar, fikirler sıradanlaşır. Ama içimizde bir kıvılcım hep vardır. Onu canlı tutmak mümkün. Yeter ki önünüze taş koymasınlar. Siz hevesli oldukça, içinizdeki kıvılcımı cevhere dönüştürmek istedikçe (eski yazılarımı okuyanlar bu sözü iyi bilir 😊 ) bir şeyler ilerlemenize engel oluyorsa bu döngü bir bataklığa dönüşür. 1-      Soğukkanlılığını Koru Çırpınmak bizi daha da aşağı çekebilir. Soğukkanlı davranın. 2-      Sırtüstü ve Sessizlik Sırtüstü uzanın. Ve sakince nefes alıp verin. Hareket...

ŞANS MI?

  ŞANS MI?   Richard Wiseman şöyle demiş: “İnsanlarla sohbet başlatırsanız çok kazançlı çıkabileceğinizi öğrendim. Kendi açımdan bunun şansımı fazlasıyla arttırdığını düşünüyorum.” İşiniz, ortamınız, yaşadığınız şehir, ülke değişebilir. Kültürünü, yapısını bilmediğiniz bir yerde bulunabilirsiniz. Belirsizlikleri anlamak, ortama alışmak ve insanları tanımak için sohbet edersiniz ya da sohbet açarsınız. Hiç düşündünüz mü bu iletişimin geleceğinizi şekillendirecek şansın ilk adımları olduğunu? Yıllar önce tanıştığım birçok kişiyle şu anımın temellerini attığımı biliyorum. Ama geri dönüp o yıllara gitsem belki aklımın ucundan geçmezdi bugünüm. O yüzden bugünümde tanıştığım, sohbet açtığım, muhabbet ettiğim her bir bireyin şansım olduğu kanaatindeyim. Peki şans aniden kapıyı çalar mı? Şansın durup dururken kapıyı çaldığına inanmıyorum. Düşünceleriniz, davranışlarınız, iletişiminiz ve sıkı çalışmanızla onu siz yaratırsınız. Büyük firmaları ve girişimcileri düşünün; onlar ş...

HIGH HOPES

  I wanted a long time for this article. 12 months 😊 This year 2023 started very badly. After 6 February, when I lost my past, I decided not to think too much. If I think about day, I can’t live… As always, I dreamt new dreams, because the world keeps on turning. I have a notebook where I have been writing my dreams, prayers, wishes, good and bad days for years. I also write in that notebook the places I want to visit. I dreamt of going to Austria, Salzburg, Vienna. And I went. I walked alone with glass and white wine in my hand in Mirabell Palace and the streets of Salzburg. I went to Vienna by train and travelled all over the city for days. I had dinner with myself, I ordered dessert for myself.   And I wrote. I was grateful for this day and dreamed of the next day. I’ve worked too hard. Too hard. After returning to Turkey, this time I went to Birmingham for business reasons. For the first time in my life, I drove in the right seat. 😊   When I returned to Tur...